27 Ağustos 2009 Perşembe

adaptasyon

insan buruk hissediyor kendini, 1 yılını geçirdiği nohut oda bakla sofa evini toplamaya başlarken. taşınma külfetinin verdiği sıkıntı bi yana, beni en çok düşündüren şey evime son ana kadar nasıl bağlandığımdı. [ki "orası artık senin evin değil" diyenlere "daha tamamen tahliye etmedim ama. hem duvarlarını boyamam lazım, kapısını ve dolabını da onartacağım" diyip aynı bağlılığı sürdürebilirmişim gibi geliyor şu an.]

bir yıl. aslında tam bir yıl bile değil, 11 ay sadece. ki bu 11 ayın çoğunda o evde de değildim ben. [üzgünüm gencay.] ama 11 aydan çok daha fazlası sığmış meğer o iki odaya; dolabımı boşaltırken, posterlerimi duvardan sökerken, her gelenin kapının arkasına yapıştırdığı post-it notlarını özenle kutuya koyarken, tam doğumgünümde mutfakta çıkan yangının hasar verdiği dolaba bakarken, tüm yıl oturmaktan başka her işte kullanılan köşedeki pufun altında yine tüm yıl aradığım eşyaları bulurken yeniden anladım bunu.. hayatımın sonuna dek orada yaşayacakmışçasına yerleşmişim aslında. [fena da olmazdı. eskişehir'in kara kışında doğalgaza en fazla 68 tl ödemek kolay bulunur bi şey değildir.]

gitmekten mutsuzluk duyduğum düşünülmesin. -kunil de olsa- yanında olmaktan, sevinçlerimizi, sıkıntılarımızı paylaşmaktan keyif aldığım harika bi dostun, tonlarca anıyla dolu evinin, benim için yine en çok anıya sahip odasına yerleşiyorum.

ama.. bi şeyler var işte.. o "bi şeyler" de, faturaların ilk kez benim adıma gelmesiydi. gencay'la birlikte "acaba hangi daireye geçsek" diye dakikalarca düşünmekti. ilk içilen içkinin susuzluk yüzünden açılan bacardi breezer olduğunu hiç unutmamaktı. kahkahalar atmak, pentagram'dan lions in a cage ile zafer peker'den diyemedim'i aynı anda söylemekti. o zamanlar bana hayatı ifade eden birine sevinç içinde bomboş evi gezdirmekti, mutfakta öpmekti, pencerede gelişini beklemekti. bunun gibi bir çok anıyı nasıl bırakabileceğimi düşündüm dakikalarca. belki de bu yüzden bi gün daha erteledim taşınmayı. olup bitecekleri iyice süzebilmek için. biraz daha alıştırabilmek için. korkunun ecele faydasının olmadığını bilerek.

neyse ki çabuk bağlanıp zor unutacak, ama unuttuğu zaman da hiç hatırlamayacak kadar nankörüm. teşekkürler adaptasyon.