28 Mart 2010 Pazar

overload

insanlar her şeyi biliyor. farkındayız hayatımızın içinde neler olduğunun. "kendini tanımak" diye bi kişisel gelişim zırvası aldı yürüdü ama öylesine bilincindeyiz ki yumuşak karnımızın, zayıflıklarımızın, pisliklerimizin, küçük büyük hepsinin. ama dillendirmek için bi sebep yok. kötücül/pislik/bencil/egoist taraflarım var, biliyorsunuz. kendinizden biliyorsunuz üstelik.

"o da benim gibi."

içimizden konuşuyoruz. halbuki ben sizi çok iyi anlıyorum, siz de beni çok iyi anlıyorsunuz. ne istediğimizi biliyoruz. ama nasıl oluyorsa kimse sizi/beni anlamıyor. acaba adam şurda bunu mu kastediyordu "o kilitler açılsın, ne yapıyoruz biz ki?" derken? çok karmaşık bir basitlik söz konusu. basitiz, bunu biliyoruz ama anlaşamıyoruz, karmaşayı yaratan bu işte.

halbuki hiç sevmem bu tribi de, "ayh, insanlar ne kadar da tu kaka!" ha sen pastörize sütten çıktın anasını satayım! [umut sarıkaya'nın "bizi neden töhmet altında bırakıyorsun" karikatürü geldi bu noktada aklıma] e ama her şeyin farkında olarak uyuyoruz, uyanıyoruz, yemek yiyoruz, okuyoruz, geziyoruz, sevişiyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz... bu derece katlanılmazken içinde bulunduğumuz "şey", neye bağlıyız bu kadar? insanlar kötüyse neden buradayım/buradasın? neyi umuyoruz ya da bekliyoruz? kazık çakma amacında mıyız? tüketmek ya da tükenmek mi? iz bırakmak mı, çoğumuz içten içe bi iz bırakamayacağımızı da bilirken... birbirimizden korkuyoruz, yapabileceklerimizden, düşebileceğimiz seviyeden, yalandan, egodan.
biri gelip ilişkilerden soğutabilir, aşkın/sevginin anlamı yitebilir, "bugün din ve ırk uğruna cinayet işleniyor olabilir, mostar köprüsü çökmüş, neretva ne kadar üzgün kim bilir". hayat çok yorucu ve korkunç, soğuduk, yorulduk, yıprandık.. son zamanlarda birbirimize en çok bunları söylüyoruz. ölmek isteyen de var, sabah uyanınca kendini böceğe dönüşmüş olarak bulmayı isteyen de, başka bi yerde olmak isteyen de. basitçe hayat çoğumuza bir tatmin vermiyor yani şu an. ama en çok da ölüm korkutuyor. lahana turşusuna gel... bu yüzden mi "yaşamaya mecbursun" acaba? cevap bekliyorum; devamında ne olduğunu bilsek, burda durur muyduk? kendi adıma konuşursam eğer, şu aralar o kadar gel-gitli bi kafadayım ki bazen sırf sabahları kahve içebilmek için bile sürdürülür diyorum, bazen de en bağlayıcı unsurları bile yok sayabiliyorum.
[şu kısma bakınca sevmediğim iki şeyi bi arada yaptığımı gördüm, birincisi yukarıda da bahsettiğim "insanlar çok korkunç" kafası. ikincisiyse "gelin itiraf edelim" tadında bir ertuğrul özkök üslubu. ama başka bi yol da göremedim açıkçası, gelin itiraf edelim.]

demin "everybody knows" tadında bi şarkı yazabilmeyi, herkese/her şeye giydirebilmeyi istediğimi belirtmiştim ama serdar ortaç'tan öteye geçemem gibi duruyor burdan bakınca..
hayaaağt, beni nedeğn yoruyosuuğn?
sağlıcakla kalın.. (: