24 Temmuz 2010 Cumartesi

cephe

"insan görünüme aldanmamalı" dedi, "ben kocaman görünürüm mesela, hoş, eskisi kadar kocaman da değilim, şöyle iki yıl önce falan tanımalıydın ya sen beni, neyse, ne diyordum? bi heybetim yok değil karşıdan bakınca. genelde sakallı gezerim mesela, bi' tıraş oldum mu annem bile 'bizim oğlanın suratı varmış meğer' der. yaşımı duyan daha bir dikkatli bakar yüzüme; 'e ben senden büyükmüşüm?!'
zaten sen de büyüksün benden, bir elin parmağı kadar yıl! ama yakalayıversem seni şu yaba gibi ellerimle, sanki montumun cebine bile sığdırırmışım gibi...


sokakta oynayan çocuklar amca der bana bazen. ben kale niyetine kullandıkları kepenklerin önünden geçerken biri topu eline alır, 'hoop, el var!' diyene 'adam geçiyodu oolum!' diye itiraz eder. 'adam' he mi? körolmayasıca! 'hadi lan, gidin kendi kapınızın önünde oynayın!' diyenlerden mi görmüşlerdi ki beni? gülme be kızım! ya da... gül yahu, ben bayağı bayağı mesele etmiştim, bana ilk kez amca dediklerinde. ama sen böyle güleceksen hep, desinler, dert değil.

nerde kalmıştık? heh, sözün özü; aldırma sen sakalıma, fırıncı küreği gibi ayaklarıma, boy bosuma, dinleyenine sağırmış muamelesi yapan, anne karnında paket paket samsun 216 içmiş gibi çıkan sesime... kalbim o kadar büyük değil işte, hiç değil. cesaret edemem. karşıma alamam kimseyi, arkamızda duramam. benim olmadığım yerlerde söylenecekleri düşünürüm, kaldıramam. olduğum yerlerde bana dikilen bakışları görür, sıkılırım. atamam kafamdan, selam bile verseler müstehzi gelir, sanrısal buzağılar görürüm benim gibi öküzlerin altında! savaşırız deme bana boşu boşuna, senin tuzun kuru. benimse ağzımı burnumu kırarlar, delik deşik ederler aklımı. bilmez miyim, karşı cephede çok savaştım ben, canlar yaktım, kanlar döktüm, 'zaferler' kazandım. madalyalar taktılar göğsüme, omzumdaki yıldızların sayısını ben bile unuttum...

yüzün düşmesin be kızım.

ben de böyleyim işte."