6 Eylül 2010 Pazartesi

zangoç

"insan bu kadar tehlikeli bi şeye neden böyle bel bağlar ki?" diye düşündü. bi sigara sarmaya çalıştı, beceremedi. tütünleri kuruyup toz gibi olmuştu artık. yanan küllerin parmaklarına düşüp canını acıtmasından bezmişti. söylendi; "ulan sigara mı çekiyoruz dert mi belli değil."
yazacak ve saklayacak çok şeyi vardı. "sakla kendini ki çayın derinliğini bilmeyen çoban seni hemen geçemesin."

meziyet diye öğretmişlerdi ona kendini saklamayı ama değneğin iki ucundan da hayır görememişti. her şeyin azı karar çoğu zarar değil miydi zaten? "dengesine tüküreyim." ya hep ya hiççiydi o.
"dinletecek bi sözümüz yok ki sakalımıza bakılsın..." yalan mı?

hah! akışa bırak dedi birileri ordan. o akan şey her ne boksa alsın götürsün seni tamam mı?
yok işte, akan bi şey yok. nereye bırakayım? taş gibi bi şey bu; çat diye dibe çöküveriyor. sürekli gözümün önünde. bıraktık da ne oldu?

bak ordan biri de tatile ihtiyacın var dedi. şu ayranı bi bulursam o tahtırevana da bineceğim inşallah. zaten şiddet eğilimliyim bu ara, çekil git gözümün önünden.

tekrar "yahu umut be!" dedi, "sen ne tehlikeli bi şeysin be!"
"benden sana ne ki?" dedi umut.

önünde saygıyla eğildi.
çanlar umudu için çaldı.