18 Ekim 2010 Pazartesi

dikta

insanın başka bi insana onu anlatması, senin ruh halini başkasının açıklaması pek bi garip değil mi? hayır, günlük hayatın içinde hep olanı söylemiyorum. "abi kafan güzel galiba.", "ooo bugün iyisin ya!", "solgun görünüyorsun..." bahsettiğim şey bu değil.


kalkıp sana "senin böyle böyle olduğunu, şunu düşündüğünü ve şunu yaptığını biliyorum" der. çok nettir. sen hiçbir şey anlatamayacak gibisindir ama zaten o ne demek istediğini bilir. anlatamadığını da bilir, niye anlatamadığını da bilir. anlatmak isteyip istemediğini de... bilir. hiç beklemezsin ondan ama bi bilgelik oturuvermiştir üstüne.


basit zannedersin ama neresinden tutsan elinde kalacakmış gibi gelir. hiçbir yerinden tutmam diyecek olursun, konuşturmaz. zaten sen de öylece bırakmayı istemezsin. konuşturmamasını istersin. hoşuna gider. diyemezsin. ama için rahattır, anladığını bildiğin için.


çok garip etkiler algılarını. çok istediğin, çok sevdiğin, hayal ettiğin bi şey elinin tam altındayken hafifçe geçiştirirsin mesela, hem de en zayıf olduğun anda. hoşuna da gider, omuzların dikleşir, ağzın kulaklarına yaklaşır. suyun üzerinde yürümek neymiş, öğrenirsin.


sana seni sabaha dek anlatsa dinlersin. zannettiğinin aksine; sen de kendini biliyorsan, hiç sıkılmazsın. severek izlediğin bi filmin dvd'sini almak gibidir. örnek post-modern ama duygu aynı.


bazı şeylerin pamuk ipliğine bağlı olduğunu görürsün. koparmak istediğini anlarsın. bazılarını koparırsın hatta. hoş bi his, bi tatmin duygusu verir. serttir, hoşuna gider. dişlerini gıcırdatırsın, tırnakların avcunu kanatır. asfaltı yırtabilirmişsin sanki.


yorar.


siz hiç oluruna, akışına bıraktınız mı dostlar? bırakamazdım; bıraktım.