7 Kasım 2010 Pazar

size de çıkabilir!

bi şey söylüyordum ben abi, nerde kalmıştık? ha "böyle iyi" diyordum di mi en son?

yahu bu en sevdiğim şeydir, araya laf girip de anlattığım şey yarım kalınca karşımdakinin "şöyle diyordun" demesi. çok samimiyim, benim için 'seni seviyorum', 'en son şurda kalmıştın' cümlesinin yanında halt etmiştir. anlattıklarım çok mu önemli sanki? yoo, aynı tas aynı hamam. öznesi aynı, ögeleri farklı...

neyse kafa şişirmeyeyim; evet evet, doldur. teşekkür ederim.

yoldaydık işte; inanır mısın aynı şarkı, aynı gülümseme, aynı cadde, aynı tramvay, aynı pislik. işte tam ters olanı en civcivli noktaydı ki "sen iyi misin, n'oldu?" sorusunun cevabı bu.

bi ara kazı kazancı geldi yanıma. yine almadım. evvelden hastalık gibiydi bu bende, cebimdeki son parayı yatırdığımı bilirim. yok amca dedim; göğsünde de ledli bi zımbırtı vardı, adı yazıyordu galiba da okuyamadım.

sonra işte otobüs gelmek bilmedi. demin geçene binsem iyiydi ama o da balık istifti resmen. bacaklarım ağrıyor, oturmam lazım artık.

neyse, ayağımın altında bi şey var. eğilip baktım, kazı kazan! hem de kazınmamış!
montuma sarmaladım kendimi şöyle bir, fermuarını boğazıma kadar çektim, düğmelerini ilikledim. yürümeye başladım eve doğru. milim milim kazıdım kartı yoldayken. ellerim titremeye başladı, dilim tutuldu, soğuk terler boşandı sırtımdan, gözlerim faltaşı gibi oldu.

hemen dedim, hemen cebine koy şunu. cüzdanına koy. eve git, en sevdiğin kitabının arasına koy. çerçevelet, duvarına as. hiçbir sayı diğeriyle aynı değil ama senin büyük ikramiyen bu dedim!

sonra bir rüzgar elimden uçuruvermesin mi, hem de sımsıkı tuttuğum halde! aynı o filmlerdeki gibi havada süzülmeye başladı kart... yakalayabilmek ne mümkün, bi de ben yani! ben! çok istedim arkasından koşmayı, düştüğü yerden almayı, cebime atıp her fırsatta "orda mı?" diye elimle yoklamayı. daha ben bunları düşünürken kayboldu gözden. sağa sola sordum; porsuk'a düştü dediler. akışına bırakayım bari dedim.

senden bana son kalan, bir küçük resim şimdi.