11 Mayıs 2011 Çarşamba

sarı denizaltı

galiba lise 2'deydim. ders de sosyoloji veya felsefe'ydi. o yılın ilk dersi olduğunu da hatırlıyorum, hoca neler işleyeceğimize dair ufak ufak özet geçiyordu çünkü.
o günden, o dersten aklımda kalan çok az şey var ama şu cümleyi hep hatırlıyorum; "çocuklar biz bu derste, yeri gelecek komünizimden, marksizmden bile bahsedeceğiz."
"vay arkadaş..." dedim [içimden]. komünizmden konuşma düşüncesine değil tabii. "düşüncelerden bahsetmek ne zamandan beri 'bile' kullanmayı gerektirecek kadar uç noktada bir şey sayılıyor buralarda? ve niye? hala konuşmanın, düşünmenin bile suç olduğu zamanlarda mıyız?"

sonra bi tren yolculuğumuz vardı [kunil hatırlar bunu];
ben: "elimizdeki parayı eşit paylaşsak mesela?"
dünya rekortmeni: "e iyi de o zaman komünizm olur oğlum."
zzzzt zzzzt [telefon titreşir, kısa mesaj]: "şuna 50 lira ver de sussun, uyutmadı göt herif vıdı vıdı. kunil."
pardon.

bunları komünist ya da marksist olduğumdan yazmıyorum [ki marx bizi gördüğü yerde adının sonuna -izm eklediğimiz için ensemize birer tane patlatacak.] takıldığım nokta bunların tabu olması. madem bunlar var, o zaman ben de "çocuklar bu derste yeri gelecek milliyetçilikten, faşizmden, ötekileştirmeden bile bahsedeceğiz"i istiyorum! ama olmasın, çelişirim.

"geçen gün baktım meydanda o biçimler toplanmış eylem yapıyor. haaah dedim, bi siz eksiktiniz. ulan ne hale geldi bu memleket yahu!" [buradan sonrası "sallandıracaksın", "eskiden olsa", "bak bi daha yapıyorlar mı", "hastalıklı" gibi kelimeler içeren bir sürü konuşma dolu. uzun bir taksi yolculuğundan kalma.]
azınlıksan susacaksın yani. yoksa içinde "bile" geçen cümlelerin öznesi olursun, en iyi ihtimalle. daha kötü ihtimallerde edilgen olursun. gündeme göre 3. ya da 1. sayfadan.

neyse...
bazen tartışma hakkınız bile olmaz. -afedersiniz- kıçının kılları pişmaniyeye dönmüş sonradan gurmeler, sözde entelektüeller hayattan nasıl tat alacağınıza dair size ahkam keser, boş yaşadığınıza dair iddialarda bulunur, cümleye "bizim zamanımızda" diye girer, gençliğini anlatır ama iki rekat zevki size çok görürler, sırf egoları az daha şişsin diye. e hani nerde "i know what it is to be young but you don't know what it is to be old" hadisesi? cümlenin ilk kısmından emin misin dayı? o lüks siyah arabanın torpido gözüne mi kilitledin 68 ruhunu? yaşlılık buysa madem but'tan sonrasına şükredelim biz. topumuzu kesen amca mı olmak zorunda herkes?


bi' de ben bahar gelir zannediyordum, bu yağmur ne? üstüne üstlük ayakkabılarım da su çekiyor. ama gerekli olan buysa, hasta olmak pahasına yağmurla yürürmüşüm gibi hissediyorum. kafa karıştırmak güzel şey. doğum günümde de yağ! facebook'taki "asit yağmuruymuş!" geyiklerine rağmen.

bekle geliyorum. az kaldı.
sevgiler...

9 Mayıs 2011 Pazartesi

tutturmak

insan gözünün önündekini göremeyebiliyor bazen. dikkatsizliğiyle meşhur ben, bunun en net örneğiyimdir herhalde. [bu yüzden o 'bazen' biraz hafif kalır bana]
dün kendi kendime gözümün önündekini birden görebilmişken, ertesinde neler olabileceğini hiç düşünmemiştim aslında.


insan dostlarıyla var. bilincinin fersahlarca altına inebilenleriyle. hatasını fark ettirebilenleriyle.
o sokağın aslında çıkmaz olmadığını gösteren ikiliye teşekkür için yazıyorum. ekleyebileceğimiz onlarca kelime var ama söz, öz olsun şimdilik.
varsınız, varım. sevgiler.