27 Aralık 2011 Salı

yama

beni iyi tanırsın yavrum, paylaşmayı severim, en az yavrum demeyi sevdiğim kadar. ama takdir edersin ki, bazen kendine saklamalı insan. suçlama beni. ya da suçla. üstü kapalı konuş, intikam al benden, yüzünü düşürerek bak bana! ya da yapma.

bir acayip olduğumun sen de farkındasın bu aralar. paylaşmadığım için kızgınsın belki de. neyi paylaşmadığımın farkında olduğun için, ben bile kendime senin kadar kızamadığım için.

çok derinlerde kendine kızgınsın. kalıbımı basıyorum! bu yüzden ağzımın üstüne okkalı bi yumruk da ekleştirmek isterdin, günlük hayatın elimizi kolumuzu bağlayan kuralları olmasaydı eğer. tam gerildiğin an iğneyi batırmak aklına geldi. iğneyi bana batırdın, sana çuvaldız kaldı. normalde tam tersi olmalıydı değil mi? ben de aynı tuzağa düştüm yavrum. bir değil, iki değil üstelik. sonra acını örtmek için gülümsedin. içinden konuştun, söylediğin hiçbir şey sansürden nasibini almamıştı. yaktı resmen.

kulaklarım çınladı, oradan biliyorum.

beni iyi tanırsın yavrum, konuşmayı çok severim. damarlara basmak, bunu yaparken kafa karıştırmaksa en sevdiğim. ama takdir edersin ki, kelime oyunları bir yerden sonra yormaya başlar. acaba kaçıncı kez oynadım senin için kelimelerle? ilk değil, bildiğini biliyorum.
peki söyle bana, ciddiyim, söyle; son mu olsun?